Dün Instagram arşivim iki yıl önceki Belgrad gezimizi hatırlattı. O zamanlar çok yakın olduğum bir kız arkadaşımla 2023 ayının Aralık ayında gitmiştik. Aslında Bosna’ ya gittik ama zamanımız varken Belgrad’ ı da gezelim demiştik ve iyi ki de yapmışız.Şimdilerde üçünü de görmek benim için biraz zor.
Ben o yıl neden böyle bir dilek diliyordum bilmiyorum ama arada bir ben Boşnak biriyle evleneceğim deyip durdum. Belki sarışın ve renkli gözlü oldukları için belki o zamanlar tanıştığım birinin etkisi ya da klasik mantıksızlığım. Benim isteklerimin çok da sorgulanır bir yanı yok.
Nihayetinde bir Noel pazarını gezerken kalabalık bir arkadaş grubu ile tanıştık ve herkes saatin erken olmasına rağmen çok sarhoştu. Sırp olduğunu sonradan öğrendiğim bir çocuk tam önümde durdu ve “ bir şey sorabilir miyim, benimle evlenir misin ? “ dedi. (Efe merak etme oğlum bu babanla nasıl tanıştım kısmı değil! ) Teklifi kabul etmeyince de en azından bir kadeh sıcak şarap ısmarlamamı kabul et diyerek şarap ısmarladı. Boşnak bir bey dilemenin saçmalığını evren de anlamış olacak ki benimle dalga geçti de diyebiliriz. Ama oldum olası espiri anlayışını sevmişimdir.
Bunu anlattığım o video önüme düşünce o geziden diğer fotoğraflara da baktım ve birden sanki hayatımın en keyifli zamanları gibi geldi ama içindeyken o kadar da farkında değildim. Sonra galeriyi biraz daha taradım, Altan’ ın bebeklik videolarını, İzmir’e ilk taşındığım evimdeki arkadaş buluşmalarını, yılbaşı kutlamalarımızı izledim. Sanki hepsi bu yılki anılarımdan daha renkliydi. Ama o zamanlar da sorsanız hep önümde yaşanacak daha iyi günler daha iyi zamanlar vardı.
Hayatımın en güzel günleri ,altın çağım, geçmişte bir yerde yaşanmış mıydı, yoksa henüz sınavlar verdiğim zamanlarda mıydım? Sanırım hayatın cilvesi tam olarak bu bilinmezliği.
Kendimi biraz olsun üzgün hissettiğim ilk anda geçmişi romantize ediyorum ve bu da o anlardan biri. Şimdiki zamana haksızlık etmediğin sürece geçmişi romantize etmekte bir kötülük yok. Hep geçmişi güzellemek ya da gelecek günleri beklemek üzerine kurulu bir yolculukta şimdiki zamanı kaçıran o talihsiz insanlardan olmak istemem. Zira o gece mutluydum evet ama bu anının bana şu anda bu kadar keyifli geleceğini bilemezdim. Neticede yükseliş dönemi, altın çağ, ikinci yeniler bunlar hep sonradan yani yaşandıktan sonra başkaları tarafından verilen isimler.
Anı yaşa felsefesini size sunarak Amerika’ yı keşfetmiş gibi davranmayacağım. Sadece demem o ki şu an yaşadığımız ne varsa, nasıl bir hayatımız varsa ve gerçekten bu hayatı biraz olsun yaşanılır kılmak için çabalıyorsak, bir yerde geçmişe dönüp iyi zamanlardı dememiz çok olağan.
Zenginler varsa, fakirlik dönemini, evliler bekarlık dönemini, annelerimiz ilk evlendiğinde belinin incecik olduğu dönemleri romantize etmeyi seviyor. Yalnızlar gelecekteki ilişkilerini, bazı insanlar bir gün bu şehirden gidişlerini, çalışanlar istifa ettikleri zamanları dört gözle bekliyorlar. Kendi altın çağınızı düşünüyor musunuz, zaman zaman aklınıza hayatınızın en güzel zamanlarıydı dediğiniz günler film şeridi gibi dönüyor mu yoksa hayatı komple sevmiyor musunuz ?
Ben, bir rivayete göre Tolstoy’un günlüğüne ölüm korkusunu yenmek için s.j.v. olarak not düştüğü “ si je vis” yani Fransızca eğer yaşıyorsam ifadesini söylemekten ve Instagram bioma yazmaktan ziyade benimsemek istiyorum. Yani demem o ki dostlarım yaşıyorsak eğer hala her şey mümkün !!

Henri Matisse – Yaşama Sevinci ( 1906 )
Yorum bırakın