Johan,
Bugün seni görmeyeli tam 23 gün oldu. En son görüşmemizde her şey çok garipti ama sana bunu anlatamam demiştin. O tsunamiden sağ çıktın zannederken ruhunu okyanusun derinliklerine bırakıp bedeninle dönmüşsün aramıza. O parıltı da kaybolmuştur da göremem diye ilk defa gözünün içine bakamadım. Olur da yeniden o cama çıkarsan- ki bunu hiç istemem – ben artık karşı camda sana gülümseyemem. Çünkü bu ara taşınma telaşı içerisindeyim ve bu bana çok zor geliyor. Anlayacağın bu sefer bir yerin yerlisi olma niyetindeyim.
İnci aylar önce bir keresinde bana “Buradan taşınacak olsan ne kadar sürede taşınabilirsin?” diye sormuştu. Düşünmeden “Bir nakliye firması bulursam bir günde“ demiştim. Şimdi neden bu kadar zorlanıyorsun dersen yeniden başlamıyorum çünkü, sadece yerleşiyorum. Oysa şu an Altan’ı da yanımda götürme imkanım varsa Dünya’ nın diğer ucuna gitmek bana zor gelmez. Sıfırdan başlarım, yeni bir hayat kurarım. Sonra İnci “hayatınız boyunca bir yeri eviniz gibi hissettiniz mi “ dedi. “Bir zamanlar küçüklük evimi, belki biraz da Bornova’daki o evi ama ikisi de artık çok uzakta.” Dedim. Sana hiç söylemedim ama ben sadece aynadaki yansımamdan memnun değilim diye bir hayatın altını üstüne getirip daha önce hiç gitmediğim bir yere taşınmıştım bir keresinde. Hem de hiç plan yapmadan. Amaç sadece gitmekti. Pişman mıyım asla, belki de hayatımda aldığım en doğru karardı. Kendimin bambaşka, cesur, seçimlerinin sonuçlarına göğüs geren bir versiyonuyla tanıştım bu sayede.
Seninle arkadaş olmamızı sağlayan ilk bağ da oydu. İkimiz de bu hayat için çok mücadele etmiştik ve hala da ediyoruz. Bu yüzden beni tek başıma bıraktığın andaki sinirime rağmen bir an bile o tsunamiden sağ çıkamayacağını düşünmedim. Ama şimdi bunların hiçbirinin bir önemi kalmadı. Artık bu hayatın içinde benim de kendi yerimi bulmam, yerlisi olmam gerek. Öyle eskisi gibi korktuğum ilk anda gidemem! Madem bu kadar gezgindin burada nasıl kaldın diyorsundur içinden. Ben de bu hafta bunu çok düşündüm. Gidemeyecek ne vardı diye. Sonra biraz içime bakınca fark ettim ki ben eskiden çok uzun bir süre gitmek istediğim birçok yerden gidemedim. Bana bağlı değildi, gitmek için çok çabaladım, akıllı oldum, delirdim, hastalandım, hatta bir ara dindar bile oldum da fayda etmedi. O yüzden ekonomik olarak özgür olduğum ilk anda da gidebilmenin tatlı huzuruna bıraktım kendimi. O zamanlardan öğrendiğim bir şey bu. Ben zannediyordum ki herkes sürekli hayata yeniden başlar, Türkan Şoray’ın Sultan filmindeki gibi sürekli kendinden başka bir tane doğurur da onu büyütür. Sonra bana benzediğini düşündüğüm bir yer gördüm. Bir balkon, bir anı, bir hayal, tamam dedim burası benim evim olabilir. Ben burada kalayım. İnanır mısın çok uzun süre kaldım, kalmamam için o kadar çok sebep varken hem de.
Hatta kendime bir portakal ağacı bile buldum orada hem de koca koca apartmanların içerisinde. O portakal ağacı bile gitti ben gidemedim. Şimdilerde bakınca bildiğim bir yer gibiydi. Bir kaos sanki, bana bağlı değil, benim elimde değil de her şey oraya bağlıymış gibi. Aynı şey oldu delirdim, akıllı oldum, hastalandım hatta bir ara dindar bile oldum ama fayda etmedi. Bu sefer dedim burada kalabilirsem oradan da kurtulurum. Bu artık bir maratondu, bir başarı meselesi. Ama hiç maraton izlememişim ki sonradan bir yarış izleyince fark ettim kazananlar hep kendine odaklananlar, kendini, sınırlarını iyi bilip o sınırları nasıl aşacağını da iyi bilenler. Bu ne bir yarıştı ne de bir maraton. Bir yere varamayacağımı içten içe bildiğim halde belki sen mücadelemi görür de beni bitiş çizgisinde elinde çiçekler ile beklersin diye çok koştum. Benim o zamanlar anlamadığım ise bitiş çizgisine ilk vardıktan sonra herkesin orada hazır beklediğiydi önemli olan o zorlu yol boyunca kafamı çevirdiğimde yanımda olan insanlardı. Dedim ya ben mücadele etmeyi yaşamakla bir tutanlardanım.
Johan, ben havlu atıyorum. Artık ne için koştuğumu bile bilmeden koşmak, sürekli arayış içinde olmak istemiyorum. Bir evim olsun, kendime ait bir portakal ağacım olsun istiyorum. Seninle pencerelerde, balkonda, yaşama dair o konuşmalarımızda ve dostluğumuzda çok şey öğrendim. Ama insanın istediği kadar kalabileceği ve hatta sevdiklerini güzel köşelerde ağırlayabileceği ve gittiğinde her zaman geri dönebileceği bir bahçesinin olması eminim çok güzel bir şeydir. Kendine çok iyi bak, gözümüzün ışığının geri geldiği o günlere.. Sevgilerle
Cozutuk

Francisco de Zurbaran,Allegory of Charity
Yorum bırakın