O sabah hepimizin hayatı sonsuza kadar bir daha geri alamayacağımız şekilde değişti.
Depremden bahsediyorum. Belki uzakta yaşayanlardan biri olarak bu yazıyı en son yazacak kişi ben olabilirim. Çünkü tam kalbinde değildim ama sevdiklerimin çoğu oradaydı. Hala sanki o zamanlar yaşanmamış gibi, koca bir delik ama hepsi gerçekti.
Depremden sonra ilk defa eve bu hafta Maraş’a gittim. Koca bir sekiz ay geçmiş.Şubatta gittiğimde koca bir felaketin içerisindeydik, yas tutmak için bile çok erkendi.Ama şimdi tüm gerçekliğiyle şehir oradaydı.Hiç Maraş’ a gitmemiş olanlarınız için kalabalık ve ünlü bir caddemiz var : Trabzon Caddesi. Mağazaların, dondurmacıların ve bir çok işyerinin bulunduğu yemek yiyebileceğiniz, alışveriş yapabileceğiniz bir cadde. Caddeydi yani. Şimdi o caddeden geriye sadece bir kaç bina,enkazlar ve ölüm kalmış. Eskiden Kervan’ ın oradayım, şelale parkın karşısındayım, eski SGK binasının önündeyim dediğimiz cadde tanınamaz halde. İçine koca bir şehri alarak gömüldü. Artık koca bir cenaze evi. Yas tutmaya bazılarımız yeni başladı bazılarımız yaşama devam etmeye, bazılarımız ise bilinçli ya da bilinçsiz olarak o günü hatırlamamaya çalışıyor.
Depremi anlatan herkes sesi ve ardı arkası kesilmeyen dalgalanmayı, göğü anlatıyor. Sanki bitmeyecekmiş gibiydi diyor, hatta bittikten sonra bir buçuk dakika olduğunu öğrenen biri vallahi daha uzundu o kadar kısa değildi demişti. Bize küçükken anlatılan bir kıyamet vardı. Köyün hocası kıyamet alametlerini anlatırken bir Perşembe gecesi gök kızıl olacak demişti. Bir çok insan o an kıyametin koptuğunu düşünmüş. Haksız da değiller. Bir kıyametti, bazılarımızın hayatı bitti bazılarımızın ise sonsuza kadar değişti. Sadece sura üflenmedi.
Bende o gün, sadece Hülya’ nın sabah deprem oldu ben iyiyim, bizimkiler iyi merak etme dediği ve saatler sonra Didar’ ın iyiyim dediği anlardan ibaret. Sabah telefon çalınca gayri ihtiyari açtım ve deprem olmuş sesinden sonra bizimkilerin sesini duydum. İyilermiş, evden çıkmışlar, arabada bekliyorlarmış.Sonra orada yakını olan herkes gibi herkesin hayatta ve durumunun iyi olduğunu öğrenmeye çalıştım ama hatlar kesikti. haberlerde çok az şey vardı sadece bir felaket,herkes bundan emin. Ne oluyor tam anlamadık, Maraş’ taki en yakın arkadaşımı aradım sesi geldi rahatladım. sonraki iki saat sadece ekran başında bekledim neyi beklediğimi bilmeden. Öğle saatlerinde bir büyük deprem daha oldu ve yine bir sürü bina yıkıldı, haberler dehşetti. Ailemin sesini duydum ama Didar’ a ulaşamadım. Ondan sonra sesini duyana kadar zaman nasıl geçti ne oldu biraz flu. İlk başlarda o çıkmıştır, güçlü kız hep bir yolunu buldu yine bulmuştur derken ikinci depremin görüntüleri düştü önüme, korkum giderek katlandı. Arayabileceğim herkesi aradım, twitter, instagram ne varsa Didar’ ulaşabilecek kim varsa her şeyi denedim. Köyün imamı kıyameti anlatırken kimse diğer insanların farkında olmayacak demişti. Bu kıyamet değildi o zaman daha beterdi. Akşam saatlerinde Didar’ ın sesini duydum. Hayattaydı.
Sonrasını hep birlikte yaşadık. Günlerce çadır, erzak, soğuk ama kış diye kendimizi yakından , içinden ve uzaktan parçaladık. Enkazlardan bir umut hala yaşayan var mı diye herkes yakınlarının yaşadığı binaların başında bekledi, bir kepçe gelsin şu sütunu kaldırsın belki hala hayattalar diye her gece her gün nöbet tuttular. Kendi elleriyle kendi emekleriyle enkaz kaldırmaya çalıştılar, içeriden ses geliyor biri yadım etsin çığlıkları kesilmedi. Çaresizlik içindeydik. Biz uzaktakileri bırakın, içindekiler bile çaresizlikle izledi. Toplu mezarlar kazıldı, kimliksiz cesetler gömüldü, bu sırada şehir sallanmaya devam etti. Şubat ayında kara kışta arabalarda, battaniyelerle çoluk çocuk kucak kucağa geceler geçti. Gün geçtikçe kayıplarımız arttı, umutlarımız azaldı enkazda kalanlar için.
O sırada twitterdan biri mesaj attı, İbrahim’ e ulaştınız mı diye. İbrahim. Hataydaydı, biz görüşmesek de benim nasıl İbrahim aklıma gelmedi dedim, kimse ulaşamamış, yeni evinin adresini bile bilmiyorum ki twitterdan yayalım.Ulaşamadık, bir kaç gün sonra Didar ailesinden haber almış evi yıkılmış enkazda kalmış. Çok geçti. Bu yazıya aslında ondan bahsetmek için başladım ama buna hakkım var mı bilmiyorum. Sadece tanıdığım en iyi insanlardan biri olan ve bir zamanlar hakiki olarak dostum olan İbrahim’i anlatmak istedim. Ama bunu okusa yine fazla edebi yazmışsın, gerçek Dünya’ dan hala uzaksın, felsefe yapıyorsun derdi büyük ihtimalle.
İbrahim ile Maraş’ ta radyo programı yaparken Didar sayesinde tanıştık. O zamanlar küçücük ve çoğu şeyden habersiz Dünya’ mızda kitaplarla, şarkılarla ve bisikletlerimizle Dünya’ ya karşı direniyorduk. Dört kişiydik, kısa filmler çekmeye çalışıyor, radyoda her konu üzerine tartışmalar yapıyor, bir yaraya nasıl merhem oluruz ya da biz olmak zorunda mıyız diye sohbetler ediyorduk. İbrahim grubun pesimistiydi, onun yüzüne hiç söylemesem de beni bu bazen çok yoruyordu ama şimdi fark ediyorum pesimist değil realistmiş.
Bisiklet turları yapıyorlardı, ben de bisiklet korkuma karşı gelip cesaret ettikten sonra beni de aralarına aldılar. Ben gerçekten alışana kadar çok kez yanımdaydı. Ama ben İzmir’ e geldikten sonra neden bilmiyorum bağı kopardım ve o kıyamette evini bilemeyecek kadar uzaktım. Galiba bu yüzden onu anlatmak bana düşmez ama şunu söylemek gerek ki tanıdığım en iyi insanlardan biri ve gerçek bir dosttu. O kadar yıl Kpss’ ye çalışıp atanmak için didindikten sonra Hatay’ a atanıp bunun tadını bile çıkaramadan bu felaketin ortasında can vermeyi hak etmedi. Çoğu insan gibi…
Sonrası insanın yaşama tutunma çabasıydı. Bizim evin önüne bizimkiler çadır kurmuşlar, hayat devam ediyor ama kime söylemese de herkes hala o geceden korkuyordu. Daha da kötü olamaz artık dediğimiz ne varsa oldu. Şehirler ısındıkça enkazlar koktu, öldüğümüz yetmiyormuş gibi bunun kokusuyla da kaldık. Ve daha acısı ben bunları sadece şehirde sevdikleri olan ve depremden sonrasında giden biri olarak hissettim ve yaşadım. Ya içinde olanlar, dedim ya onların ve kalbi orada olan herkesin hayatı değişti.
Sekiz ay sonra gittiğimde unutanların, unutmaya çalışan insanların yanında o anı yaşayan ve hayatımızın bir ana bağlı olduğunu kavrayan çok insan vardı. Annem İzmir’ e dönerken bana sarılıp görmek istediğin insanları istediğin zaman gör kızım, yapmak istediklerini yap insanın sonra bazı şeyler için zamanı olmuyor deyince anladım. O zamandan sağ çıkan çoğu insan için hayat artık kısa. Sadece o an var, hayatta olduğu ve sevdiklerini görebildiği o an.
Felaketlerin öğretici yanına şiddetle karşıyım, hayatın kendi yaşam seyrimizde bir akşamüstü göğe bakarken farkına varmak istiyorum. Ama istemeyerek de olsa o günden kalan tek şey çaresizlik hissi ve sevdiklerimizin sesini duyduğumuz o anki nefesimiz.
Kaybettiklerimiz ve kaybettikleriniz için içimizde bir köz kaldı ara ara harlanıyor.Umarım bir gün biri İbrahim’ i, o günü ve karanlığı hakkıyla anlatır.
Sevgilerimle
Yorum bırakın