ALTERNATİF

Aradan geçen bir yıl sonra bu bloğa ilk yazımı yazıyorum. Çünkü sonum Dalyan’ da geçen kış tanıştığım kitabı olmayan yazar gibi olsun istemem.

Geçtiğimiz bir yıl içerisinde çok şey oldu. Hepsinin özetini geçmem mümkün değil ama ölüme ve hayata yakınlığımla hayatı gerçek manasıyla yaşadım. Hayatıma hiç beklemediğim anda hiç beklemediğim kadar sıcak bir yerden yeni insanlar aldım ve bazı insanları uğurladım. Bunun çetelesini tutmadım desem yalan olur çünkü her kaybettiğim yerde çok uzun süre bekledim. Tüm bunlara rağmen hayatın değerini ne kadar anladın derseniz, o arabanın bana çarptığı ve kaburgalarımı çok ağır hissettiğim o an bile yeterli olmamış olabilir. İnsan hiç durmadığı, soluklanmadığı zaman ne kadar yorulduğunu ya da ne kadar yol aldığını anlayamıyor. Annemin doğduğumda kulağıma Usain diye üflediğinden bu sebeple hep şüphelenmişimdir. Koşuda da iyi olmadığımdan olsa gerek hayatımın belirli yerlerine yavaşla tabelası çakmak farz oldu diye yaşıyorum bunları diye düşündüğüm çok olay var ama sonuç nafile!  Ama bunu en iyi ceza hukuku hocam bilir ki ben sınavlarda bütünlemeye kalmayı ve hatta mümkünse yaz okullarını ve hatta bir sene uzatmaları, iyice sindirmeleri çok severim. Nihayetinde şuan bir Pazartesi sabahı artık gerçek anlamda bir yazar olmaya karar verdim. İyisiyle kötüsüyle yaşadıklarımdan en iyi dersi ben yazarak çıkarıyorum belki de başka türlüsünü bilmiyorum.

Bu sabah kahve demlerken aslında çok da sevmediğim ama dur bir izlemeyi deneyeyim dediğim Katarsis programının bir bölümünü açtım. Konuğu Melis İşiten’ di. Programda dostluktan, kalabalıktan bahsederken Melis İşiten “ Güzel ilişkiler kurmak mücadele gerektiriyor, artık herkes delirmiş durumda birbirinin alternatifi var diye düşünülüyor ama benim bir alternatifim yok, benim arkadaşlarımın alternatifi yok “ dedi.  Bu cümle bir kaç haftadır içinde bulunduğum çıkmaza o kadar iyi geldi ki. Yakın zamanda benim için çok değerli birini kaybettim. Dört yıl sonra ilk defa böyle hissediyorum ve bu his beni çok derinden üzüyor. Bu herkesi üzer Cozutuk kim buna üzülmez derseniz ben hayatımdan kendi isteğiyle ve derin yaralar bırakarak giden insanlar için bile kendimi çok üzebiliyorum ve dostlarıma göre bu benim zayıf yanım. Hayatında seni istemeyen insanlar için üzülmeyi bırakman lazım cümlesi bana çok mantıklı gelirken içim buna el vermiyor. Bana burada batan, beni rahatsız hissettiren bir şey var. Başlarda herkes tarafından sevilme isteğinin bu hissi getirdiğini düşünüyordum ama değil tam olarak Melis İşiten gibi hissediyorum. Hayatımdaki, hayatımızdaki herkesin hayatımıza kattığı şey bambaşka. O başka biri kendine has, alternatifi yok. Bu yüzden hayatıma bir şekilde giren, renk katan benim hayatına dahil olduğunu bildiğim insanlar için kabilesini korumaya çalışan yerliler kadar mücadele ettim ve her daim ederim.

Hayatınızdan giden ya da sizin uğurladığınız biri için artık o rengin hayatınızda var olmaması yüzünden üzülmek normal. Yaşadığımız Dünya’ da iletişim kurmak, hayatınıza yeni bir arkadaş, bir sevgili almak ne kadar kolay gibi görünse de herkesin kattığı renk farklı olduğundan bu bir yanılsama. Zor yoldan öğrensem de kaburgalarımın ağırlığını hissettiğim o andan hastanede gözümü açtığımda en yakın dostlarımdan birini görmenin verdiği rahatlıkla anlayabildim. Geç de olsa öğreniyor insan!

 Sadece kötü anlar için bu renklere sahip çıkmaktan da bahsetmiyorum; çok sevdiğiniz birinin heyecanına ortak olurken, bir bahçede yan yana otururken her şeyin üstesinden beraber olduğunuz için gelebileceğiniz halüsinasyonuna kapılırken ya da sıradan bir günde o renk ışıl ışıl orada durur ve dersiniz ki ben bu koca yaşlı şişko Dünya’ da yalnız değilim.

Romantik bir yerden söylediklerim, kimseyi hele ki kendi renklerimiz soluklaştıysa ya da artık burada durmak istemiyorsa ya da o da ışıldamak için can atmıyorsa hayatımızdan uğurlamayalım şeklinde de anlaşılmasın. Hayatı renklendiren siyah dahi olsa orada güzel durduğunu bilen o insan için vicdanın rahat olduğu yerde hoşça kal demek de bir erdem. Hayatı biraz daha yaşanılır kılan da bu erdemlere ve bunları hatırlatan insanlara ve olduğu gibi kendine sahip olabilmekte.

Mücadele ettiğimiz ve bunun değerini bilen herkese, sevgilerle ,

Cozutuk

Summer Evening – Edward Hopper (1947)


Cozutuk Blog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorumlar

Yorum bırakın