SUNA ABLA HAKSIZ OLSUN NE OLUR

Bu hafta manikür yaptırırken Suna Abla ile tanıştık. Bu Nasıl Sarışın filmindeki Elle’ misin sen kızım da hayatına etki edecek insanlarla manikürde tanışıyorsun demeyin. Yeni nesil, kremalı kahve yapar gibi saç yapan kuaförler hariç mahalle kuaförleri çok fazla sırrımıza vakıf olmaktan dolayı tehlikeliler. Neden bilmiyorum oraya düzenli olarak gelen tüm kadınlar olarak kuaförümüzle ve birbirimizle dertleşmeyi çok seviyoruz.

Eski mahallemdeki kuaförüm kremalı kahve türünden olduğundan orada son derece iyi bir iş kadını olarak tanınıyordum mesela. İşleri mükemmel giden haftada iki kere önemli toplantıları için fön çeken, kendisi bununla uğraşamayacak kadar yoğun o kadın. Yeni mahallemde tüm foyam, sadece kendimi iyi hissetmek için fön çektiğim falan hepsi ortaya çıktı. Yani demem o ki dünyayı yöneten beş aileden daha tehlikeli bir şey varsa o da mahalle kuaförleri çünkü tüm mahallenin sırlarını bilen sayılı insanlardan biri. Kendisini bu yazıda afişe etmeyeceğim ama sevgili kuaförüm okuyorsan sen tehlikeli ama bir o kadar da tatlı olanlardansın ! ( Saç kesim zamanım yaklaştı bazı şirinlikler yapılmalı üzgünüm )

Neyse Suna Abla altmış yaşlarında son derece zarif, dededen İzmir’li o şuh ailenin kızlarından biriymiş. Suna abla ile konuşurken sizi o kadar dikkatli dinliyor ki size ne cevap vereceğini mi düşünüyor yoksa söylediklerinizi mi tartıyor anlamıyorsunuz. Belki de bizim kuşakta olmayan şeylerden biri de bu kadar dikkatli dinlemek olduğundan mıdır konuşurken kendinize istemeden çeki düzen veriyorsunuz. Dışarıdan o kadar sakin, o kadar naif gözüküyor ki hayatı boyunca pamuklara sarıp sarmalanmış, güzel evlerde güzel sofralarda tasasız büyütülmüş gibi. Ama bazen görünüş çok yanıltıcı olabiliyor. Bir insanın iç huzurunu bulması için bazen çok büyük fırtınalardan sağ çıkmış olması gerekiyormuş. O kadar çalkantıdan sonra kendi dengenizi buluyorsunuz ya da hayatın zor da olsa hala devam ettiğini ve yaşamaya değer çok şey olduğunu da görünce daha dengeli bir insan oluyorsunuzdur belki. Şuan ben alabora olduğumdan bu konuya biraz uzağım ama altmış yaşına gelince mutlaka haberdar ederim.

İşte ben bu entelektüel kadına falcıya gittiğim o trajikomik anımı anlattım. Evet falcıya gittim, bundan utandığım için sır olarak saklamayı düşünüyordum ama yalnız olmadığımı biliyorum o yüzden rahatlıkla anlatıyorum. Türk romantik komedilerdeki hüsrana uğrayan kadınların yaptığı her şeyi yaparsam bu zamanların daha kolay geçeceğine inanıyorum. Saçlarımı sarıya boyatmak da dahil ! Falcı bana şuan kimi seviyorsan bırak gitsin senin kaderinde yaz dizisi yakışıklısı var minvalinde bir şeyler söyledi. O mükemmel adam bir yerde beni bekliyormuş, bir doksan, altı dil biliyor, Ege ‘ de bir yerde yaşıyor, beni aşırı seviyor, zengin, saygın bir iş insanı falan daha neler neler.. O dizilerin ilk bölümünde arabadan inen kaslı, zengin mükemmel o adamı ve arkada çalan Sezen Aksu seni yerler şarkısını bildiniz mi, tam olarak öyle bir şey! Adam,benim şişmiş gözlerime ve falcıya gelecek kadar umutsuz ruh halime acımış olsa gerek bana bir sezon yaz dizisi çekti anlayacağınız.

Ben hikayenin bu komik kısmını Suna Abla’ ya anlatırken tatlı kahkahasıyla çok güldü. Sonra olay tam olarak görmüş geçirmiş o kadından hayat dersi aldığımız o kısma geldi. Tüm o zarif olmak için yaratılmış küçük ama etkili mimikleriyle bana dönüp ;

“ Ben geleceği bilemem, tabi o mükemmel adam belki de senin kaderin ya da asla öyle biri olmayacak. Ama bildiğim tek bir şey var ki insan her zaman birini sevemiyor. Sevmek öyle bir şey ki bazen insanın başına şu koca hayatta bir kere geliyor ve inanır mısınız zaman hem çok geniş hem de çok dar. Ben bu dükkâna gelmeye başladığımda yirmi beş yaşında gencecik bir kadındım, bu dükkan marketti benim hayatım bambaşka bir yerdeydi. Şimdi altmış yaşındayım, bu dükkan artık bir kuaför ve ben hal buraya geliyorum ama o kadından bambaşka biriyim ,aradaki otuz beş yıl nasıl geçti hiç anlamadım. Yani çocuklar bu akıp giden zaman içerisinde insanın birini sevmesi, sevilmesi o kadar kıymetli ki. Bunca zaman içerisinde size kalan sayılı şeylerden biri o oluyor. O yüzden ona sahip çıkın .”

Dedi. Sonra da “ tabi sen yine de falcının numarasını bir ver bakalım bana ne diyecek diye ekledi.!

O günden beri Suna Abla, Ezginin Günlüğü, Hümeyra  ve Nicholas Sparks haksız çıksın diye dua ediyorum. Eğer onlar haklıysa da bu benim yanıldığım o kısım olsun. Eğer tek bir hakkım varsa ve ben burada kullandıysam yaşadıklarım için müteşekkir olurum ama yaşayamadıklarım için bir parça üzülürüm.

Belki gerçekten Suna Abla ve bir çok kişi haklıdır ve insan hayatta sadece bir kere gerçekten seviyordur ve hikayenin sonu nasıl olursa olsun yine de yaşadığını hissetmek bile bir ömür boyu yetiyordur. Ya da bu sevmekten korkan insanların uydurduğu bir şehir efsanesidir. Zira sevmek, kalbini tam anlamıyla açmak, iyisiyle kötüsüyle kendini göstermek ve birini gerçekten görmek Tarkan’ ın ahtapotla dövüşmesinden daha fazla cesaret isteyen bir şey ve buna cesaretimiz olmadığında havlu atıp ağıt yakıyoruzdur.  Belki de bir kere bu cesareti gösterdiğimizde ve karşılığı kalp kırıklığı olduğunda bir daha aynı sokaktan geçmeye dahi korktuğumuzdan hayatta bir kere böyle bir yere varabileceğimize inanıyoruzdur.  Fallara ve kalbime olan inancım artık kalmadığından bunu ancak yaşayarak göreceğiz, yine de Allah’ım bir seferlik de olsa Suna Abla haksız çıksa olur mu ?

Sevgilerle, Cozutuk ,

Venüs’ ün Doğuşu- Sandro Botticelli


Cozutuk Blog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorumlar

Yorum bırakın