Günaydın. Bu sabah uyandığınızda olmak istediğiniz kişi, olmak istediğiniz yerde ya da birlikte olmak istediğiniz insanlarla mısınız ? Daha da önemlisi kim olmak istediğinizi biliyor muydunuz ? Şuanda kim olduğunuzu biliyor musunuz ya da en azından bu konuda kafa yordunuz mu, fikriniz var mı?
Sabah sabah bu sorgulama nereden çıktı Cozutuk derseniz ben bu ara tam olarak yeniden bu cenderenin içerisindeyim
Geçtiğimiz haftalarda kendimi ve Dünya’ mı biraz olsun tüm gerçekliğiyle gözlemleme fırsatı buldum ve biraz Jane belgeselinden biraz kendi yüreğimle söylüyorum ki hala kendime ve Dünya’nın yaşanılabilir bir yer olabileceğine dair umut var.
Jane belgeselini henüz izlememiş olanların varsa benim maalesef ki ölümüyle tanıdığım primatolog Jane Goodall ‘ ın kariyeri, yaşamı ve yaşam amacını anlatan bir belgesel. Jane’ in serüveni Afrika’ da şempanzelerin yaşamını gözlemleyerek, davranış biçimlerini gözlemlerken aslında şempanzelerin ne kadar da bize benzediğini keşfetmesiyle başlamış. Sonrasında ise birçok şempanzenin tehlike altında olduğunu ve doğanın önlemler alınmazsa hiçbir tür için yaşanılmaz hale geleceğini tüm dünya’ ya kendi zarafetiyle anlatmaya başlamış. Hatta bu çalışmaları yapabilmek için dernek kurmuş, eğitimler vermiş ve hala da bu çalışmalar Jane Goodall enstitüsü ve Roots and Shoots projesi ile devam ediyor. Bir konuşmasında ben tek başıma ne yapabilirim düşüncesi çoğu zaman olur, benim çöp toplamamla mı dünya değişecek ya da sadece ben yediğime içtiğime dikkat etsem bunun tek başına ne faydası var diye düşünüyorsanız evet bir insan dahi çok şey değiştirebilir diyor ve tüm hayatı da bunun kanıtı gibi.
Şöyle ki hala dönem dönem duyduğumuz ve Dünya’ nın birçok yerinde var olan hayvan deneyleri 1960’ larda da insan doğasına çok yakın olduklarını düşündükleri için şempanzeler üzerinde yapılıyormuş. Jane birçok klinikte yapılan deneyler sebebiyle ölmek üzere olan ya da çok hasta şempanzeler olduğunu tespit ettikten sonra her bir hasta şempanze için görüşmeler yapmış. Ama işin can alıcı ve akıllı kısmı bu görüşmeler sırasında şempanzelerin aslında bu çalışmalar için çok da uygun olmadığını bağışıklık sisteminin insanlardan çok daha dayanıklı olması sebebiyle bilimsel olarak da doğru sonuçlar elde edilemeyeceğini anlatmasıyla olmuş. Klinik yetkililerini o şempanzelerin durumlarını nasıl hastalandıklarını bilimsel ve insani bir yerden tabiri caizse her yönden tam kalbinden anlatmış ve bu sayede bir çok şempanzenin hayatı kurtulmuş.
Sonraki aşamada ise hasta şempanzelerin tedavi edilmesi için gerekli şartların sağlanması konusunda destek bulma konusunda diğer çevreci ve hümanist insanlardan farklı bir yol izlemiş. Birçok tartışmaya sebep olsa da o bölgede maden arama çalışmaları yapan büyük bir şirketin CEO’su ile bu çalışmalara destek olmaları, barınak inşa etmeleri, tedavilere maddi kaynak desteğinde bulunmaları ve o bölgede ağaçlandırma çalışmalarının yapılması ve bölge halkına istihdam sağlanması için destek istemiş ve istediğini elde etmiş: Şuan Afrika’ da bu tedavi merkezlerinden üç tane var. Tabiri caize aslanın inine girip yavru ceylanı okula yazdırmış ve eğitim masraflarını aslana ödetmiş. Konunun etikliği halen tartışma konusu ama onun bakış açısıyla “ insanlara iyilik yapmaları için fırsat tanımak gerekir.”
Ekim ayında vefat eden Jane ‘in hayatını izlediğimde aklımda tek bir cümle vardı gerçekten hala bu kadar yapılacak şey varken ben neden bir ucundan tutmuyorum.
Çocukken mahallede oyun oynadığımız, sadece yazları köye gelen bir arkadaşım vardı : Hilal. Bir gün elinde bir kavanoz, bir sürü oyuncak, bilye şeker ile geldi. Kavanozun üzerinde büyük harflerle Dünyayı Kurtarma Kumbarası yazıyor. Ne yapacağız bununla dedim. “Bak şimdi bunlar benim oyuncaklarım sen de oynamadıklarını getir bunları mahalledeki çocuklara satıp kavanozu gösterip burada biriktirelim.Kimin ihtiyacı varsa onları bulup yardım edelim.” dedi. O bir hafta boyunca evde satabileceğimiz ne kadar oyuncak, bilye, taso varsa satıp kumbarada biriktirdik. Sonra Hilal gitti biriktirdiğimiz parayı kendi mahallelerinde ihtiyacı olan birine verdi. Yaz bitti ve ben o kumbarayı unuttum.
Hayatımda dönem dönem o kumbara hep oldu bazen hukuk yoluyla bazen bir şekilde o kumbarayı yeniden gündeme getirdim ama nedense hep bunun tek başıma yapabileceğim bir şey olmadığına, tek bir kişinin istese de çok fazla bir şeyi değiştirmeyeceğine, bunun daha kollektif bir iş olduğuna inanmışım. Dünya ‘ ye kendi emeğimiz, vizyonumuz ve bilgi birikimimizle katabileceklerimize dair ara ara bir fitil içimde ateşlense de çok kısa sürdü. Sadece o kumbaraya ve böyle dönemlere ait bir his var içimde : huzur.
Fziyolojik olarak da bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden birisi Dünya’ ya erken geliyor olmamız. Bir köpek yavrusu doğduktan çok kısa bir süre sonra kendi besinini bulabilir , kendi başına yaşayabiliyorken biz çok uzun bir süre bakıma muhtaç olarak yaşıyoruz. Bizi bir toplumun parçası yapan da aile bağlarımız, dostluklarımız ve o toplumda birlikte yaşadığımız canlılar.
Hep mevzuya hayvan hakları insan hakları ve çocuk hakları penceresinden bakarken içinde yaşadığımız Dünya’ nın daha büyük bir hızla yozlaştığını, bir kişi Dünya için mücadele ederken en az on kişinin bu değişimin karşısında durduğunu ve bir yerden sonra mücadele etmek için umudun azaldığını unutuyoruz. Hele ki bizim ülkemiz gibi insanca yaşamak için çok çabaldığımız bir sistem içerisinde yaşayan ülkelerde, bu umut bazen neredeyse yok gibi. O yüzden hala bir kişinin çabasının dahi işe yarayacağına dair inanç bana çok iyi geldi.
Dokuz yaşındaki o kızın dünyayı kurtarma kumbarasını o tozlu raftan indirdim. Önüme koydum ve kendi adıma içini ne ile doldurum da kime belki önce kendime nasıl faydası dokunur bunu düşünüyorum.
Dalyan’ da nehir kenarında çayımı yudumlarken yazıyorum bu satırları. Burada aslında tüm hayatın karmaşası devam ederken bu sakin anlarda yaşamın hala güzel olabileceğine dair bir umut filizleniyor içimde. Doğa kendisine davranıldığı gibi davranmak konusunda çok bilge. Hatta belki bazen bize göre daha vicdanlı. O yüzden her şeyin bu evrende bizim etrafımızda döndüğünü ama sadece biizim için dönmediğini hatırlamakta fayda var.
Jane gibi umudu yeşerten insanların var olduğu bir Dünya’ da görüşmek üzere
İyi haftalar, sevgilerle

Jane Goodall -( 3 Nisan 1934, Londra – 1 Ekim 2025, Los Angeles), İngiliz primatolog, etolog ve antropolog.)
Yorum bırakın