Çok uykusuzum, o kadar uykusuzum ki bir uyuyabilsem sanki her şey düzelecek, renkler geri gelecek, kalbimdeki baskı balata sorunu çözülecek gibi ama uyuyamıyorum. Aslında yorgunum bunu ben, gözlerim ve vücudum bal gibi biliyor ama uyur ve uyanırsam o eski düş, yerinde olmaz diye ölesiye de korkuyorum.
Bir podcast bas bas bağırıyor “ vedalar geri gelsin “ üst komşuda müzik son ses “ beni benden alırsan seni sana bırakmam “ bir çocukluk fotoğrafım öylece bana bakıyor, sırıtıyor adeta sonumun böyle olacağını biliyormuş da benden saklamışçasına. Bilmiş bilmiş konuşuyorum bir masada : “o gün, o kapıdan bir daha hiç girmeyeceğini anlamıştım biliyor musun zaten her gidişinde bir emaresi olurdu,”
Halbuki olmazdı, o kadar sessiz giderdi ki ben defalarca kez polise kayıp ihbarlarında bulundum, film senaryoları çektim, kaçıran adamlara fidye götürdüm de prensip gereği bağış kabul etmediklerinden vadeye yatırdım. El ilanları bastırıp iğde ağaçlarına astım :
“Kayıp aranıyor. Yirmilerinden otuzlarına bir çölde su kuyusu açmaya çalışan bir kadının ruhu aranıyor. Görenlerin Bornova Belediyesi kayıp eşya bürosuna bırakması önemle rica olunur. Bulana imzalı bir Yaşar Kurt “ Ruhum “ albümü hediye edilecektir. “
Kimse çok uzun süre bulamadı ben de dahil. Sonra bir gece her şeyi bıraktım, ruhumu aramayı, onu iyi bulmayı, umut etmeyi ve içimin bomboş kalmasını kabul ettim. Artık kendi hayatımın dubası olabilirim böylelikle kimse kıyıdan fazla uzaklaşamadığı gibi ben de sürüklenmem diye düşündüm herhalde. Duba olmanın bile bir sorumluluğu varmış meğer; denizde olduğun yerde, hem kendine hem başkalarına karşı sürüklenmeden öylece kalmak, tahmin ettiğimden zormuş.
Uyuyamadığım o günlerden birinde bir shot absent ile kendimi çift görmeye başladım. Sanki benden ama eski bir halimden bir tane daha vardı. Acı çekmemek için durmayan, dışarıdan mükemmel görünen, kahkahaları, gözleri duruşu ve hatta sesiyle hayatı çok güzel diyebileceğiniz bir tane daha. Rahmetli babaannemin tesbih çekerken ayaklarının dibinde çalkaladığı ayran bidonu gibi yüreğini çalkalayan onu, gördükçe içtiğim ne varsa hepsi gözlerime doldu.
“ Dikkat dikkat Dalyan Sevgi Yolunda, köprüye varmadan hemen önce bir adet eskiden turuncu olduğu düşünülen ruh bulunmuştur. İlgililerin köşedeki çorbacıya başvurmaları rica olunur. “
Gözlerine biraz daha fazla bakarsam her şeyi söyleyeceğimden mi yoksa o ana daha fazla dayanamadığımdan mıdır bilmiyorum, oturduğum yerden kalktım. Tam da o an kaçtığım o bakışlar ne olduğunu sorguluyordu “ Sana da bir şey olmuş sanki “ dedim. Sadece sarıldı ve ben koştum. Arkama bakmadan, nefes nefese koştum. Aynalar karşısında ne varsa çoğaltır diyordu bir mimar, kaos da buna dahil.
Gözleri bana çok benziyor, o kadar benziyor ki bir çift ayna. O yüzden onu bir daha asla görmek istemiyorum diye saklandım. Ondan değil kendimden, o halimden, çalkalamaktan helak olduğum yüreğimden. Şimdi bembeyaz bir yatakta uyumak için masal okuyorum.
“ Kırmızı başlıklı kız bir gün ormanda kurda rastlamış ve onu en sevdiği insana benzetmiş…gökten üç elma düşmüş üçü de hurmalar kızarsın diye bekçi atanmış.

Yorum bırakın